| Anlayamıyorum bazı şeyleri. İnsanların doğduğu yere bu kadar sahip çıkması gibi. İnsanların doğduğu yerde ki kültürü bu kadar sahiplenmesi gibi. İnsanların kendi ırkını, dinini, dilini seçemediği halde bu kadar muhafazakâr olup belki de hiç istemediği dili, dini, ırkı savunması ve bunun farkında bile olamaması gibi. Doğduğun yeri seçemediğin halde sana dayatılan düzeni bu kadar savunmak ne kadar mantıklı gerçekten? Ne anlamı var ki gerek Türk, gerek Kürt, gerek Arap, gerek Alevi, gerek Sünni, gerek Ortodoks ol. İnsansın sonuçta. Senin de hataların, gerçeklerin, hayallerin, ütopyan var, diğerlerinin de var. Bakalım gelecekte seçemediği halde doğduğu yerin her anlamda savunucuları bu düşüncelerime rağmen koyun sürüsü gibi boyun eğmeye devam edecek mi?
İnsanlar doğduğu yerde kendilerinin seçemediği işleri yapmak zorunda kalıyorlar. Zorunda kalmaları bir kenara gerçekten bazı insanlar o işi çok fazla sevse bile içindeki nefretin farkına varamıyor. İçinde ki o işe duyduğu nefretin sesini toplum baskısı ve ‘BEN BU İŞİ YAPMAK ZORUNDAYIM’ tarzı dayatılan düşünce yapısı tam anlamıyla bastırıyor.
Birisi birinden zekâ olsun, fiziksel üstünlük olsun, refah seviyesi olsun üstün olduğu sürece adalet denen şey gerçekten tam anlamıyla hiçbir zaman işlevini yerine getiremeyecek. Getiremediği için de birileri birilerinin üzerinden hak yemeye devam edecek. Birisi birisinin üzerinden para kazanacak, birisi diğerini ezikleyecek. Birisi 7/24 işçi olarak çalışacak. Diğeri 'GENEL MÜDÜR' olacak ve sabahtan akşama kadar oturduğu halde, daha fazla hak iddia edip daha fazla refah içinde yaşayacak. Türkiye yarı kapitalist rejiminden tam kapitalist olma yolunda emin adımlarla ilerliyor ve bu başkalarının daha da fakirleşip, başkalarının daha da zenginleşmesine yol açıyor. Sınıfsal ayrım ve fırsat eşitliği her geçen gün maalesef ki katlanarak artmaya devam ediyor. Türkiye’nin tam anlamıyla kapitalleşmesi konusunda, işçi sınıfının gittikçe ezilmesi ve fırsat eşitliğinin arasının gittikçe açılması konusunda Türk halkını neler bekliyor olacak?
Kimse farkında olmasa bile hiyerarşi’nin en alt tabakasında ‘Tam Bağımsız Türkiye’ düşüncesi gün geçtikçe ve insanlar bir şeyleri fark ettikçe güç kazanmaya başlıyor. Çünkü insanlar yaşadıkları toplum itibariyle sürekli gündemde olan ‘Tüketim Toplumu’ ifadesinin sorunlarıyla hayatın her alanında karşılaşmaya başladı. Karşılaşmalara örnek verecek olursam en basitinden; enflasyon, fiyat artışı ve döviz kuru. Bu da insanların kendi üretim araçlarına sahip olması, kendi ürettikleriyle mevcut ‘Tüketim Toplumu’ durumdan çıkması ve üretime başlama düşüncesi. İnsanlar bir ürünü kendileri üretebildiği zaman ürünün değeri düşecek ve herkese hitap edebilecek noktaya gelecek. Toplumun üreten kesimi her zaman ve her konuda eğitimli olmalıdır. Eğitim seviyeleri yüksek olduğu zaman, üretilen ürünler ve üretim araçları onların ellerinde bulunduğu zaman mevcut tecrübeleriyle ülkeme daha fazla fayda sağlayacaktır. Mustafa Kemal Atatürk’e bu konuda ki tam anlamıyla ve tüm samimiyetimle katıldığım sözü; “Çalışmadan, yorulmadan ve üretmeden, rahat yaşamak isteyen toplumlar; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkûmdurlar” şeklindedir. | | |
|